5 Aralık 2018 Çarşamba

İn Adına

Gel karşılıklı sevme eylemi yapalım
Sevişme desinler adına
Bize "sevişme" dediler ya
Haydi inadına inadına!

2 Aralık 2018 Pazar

Gitmek

Kalmak için bütün sebeplerini tüketip öyle gitmeli insan
Birinden giderken de bir yerden giderken de...
Dönmek için sebep kalmıyor o zaman
Barış çağrıları, davetler anlamsızlaşıyor
Gitmesi kolay değilken dönmesi neden kolay olsun ki?
Bu zamana kadar ben hep öyle yaptım
Birinden giderken de bir yerden giderken de...

Sen Kısmı

Bolluk, bereket rüyama çok güzel rivayetler yazılmıştı
Ama sen kısmını nereye sorsam bilemedim...

26 Eylül 2018 Çarşamba

12 Eylül 2018 Çarşamba

Damla

Hakkında hangi satırı yazacağımı merak ediyor
Benim ise kalemim ona akmıyordu...

31 Ağustos 2018 Cuma

Uyku

"Biz" olduğunuz yatakta
"Kendi kendine" uyuyan bir bey
Tavanı gözlemeye mahkum bir ben...


Biz olup biz kalmak...
Ve birlikte uykuda kaybolmak...

Öyle az insanla mümkün ki...

Git

Aklıma geldi yerleşti
Kimbilir hangi şiirin bir köşesi
Baktım yine sen çıktın içinden
Gitmen, gitmem, gitmek gerek
ama gitmemiz değil...

10 Ağustos 2018 Cuma

Koyu

Ben senin karanlığına dokundum...
Senin karanlığın.
Senin kuytun.
Ve beni katman katman içine aldığın dünyan...
Ben aslında kırık beyazdım
Benim kırıklarım.
Benim beyazım.
Dokunuşlarım öyle narin öyle incitmekten korkardı ki
Karanlığın bile gülümserdi bana.
Parmak uçlarımı öptün...
İçimize gömdüklerimizle yüzleştiğimizde
Evet korktum.
Senden korktum.
Ve korunmak için yine senin kollarına sığındım...
Beni kendinden bile sen korudun.

27 Haziran 2018 Çarşamba

Omuz Lazım Oldu

Bir omuza kaç öpücük sığar?
İnan bana ben onlarca, yüzlerce sığdırabilirim!
Hıhım birazcık boynuna kulağının arkasına kayabilir dudaklarım ama olsun
Bir omuzda mutluluğu bulabilirim
Orada uyuyabilir,
Başımı boynunla omzun arasına gömüp yüzümü saklayabilirim.
Evet yüzümü saklamam önemli...
Yaramazlık yaparken bile utanmayı başarabiliyorum...

Ama o omuz kurtarıcım
Harika masaj da yaparım bak!
Sen yüzüstü uzan... Oh tamam masajı unut şimdi ben sırtında uyicam ahaha
Hıhım başım omuz kısmında...
Bu sabah konumuz omuz
Hayır hayır Omzun
söylemesi de ne garipmiş sahi?
Ommzuun ahaha 

24 Haziran 2018 Pazar

Mavi - Yanak

Bugün benim için çok büyülü bir şey keşfettim...
Kendi satırlarımda, onun sözlerinde...
İlkte ve sonda...

Anlatırsam büyü bozulur mu bilmem ama içimi dökme ihtiyacı duyuyorum.
Beni ilk gördüğünde yazdığı satırlarla yüzleştim bugün.
Ve bir cümlesi şöyleydi:

"Yanakların insanı ağlatacak kadar güzel..."

Dönüp son görüşmemizi yazdığım satırlarla, aramızda geçen dialogla yüzleştim ardından.
Onu son kez görmeye giderken metrobüste şu sözler dökülmüştü içimden:

"Mavi insanı ağlatacak kadar güzel..."

Meğer onun iziymiş... Nasıl bir zihin oyunu bu?
Ve meğer kendi cümle yapısını artık beğenmemiş...

Güzellik olumsuzuyla birlikte güzel...
Belki de bunu unuttuk...

18 Haziran 2018 Pazartesi

Temiz

-Arkadaşlarım cinsel anlamda beni çok "masumlaştırıyor".
+Nasıl yani?
-Yani beni tamamen tecrübesiz kabullenmişler, bazı şeyleri bilseler bile... Bu garip. Bilmiyorum...
+Çünkü sen temizsin. Bir insanın hem temiz hem seksi olabileceğini düşünemiyorlar.

"Nasıl yani" deme sırası bendeydi gözlerimi kırpıştırarak bakıyordum...

15 Haziran 2018 Cuma

O

Tinde iz bıraktı
Ten de özledi

İzi geçmesin
Geri de dönmesin

5 Haziran 2018 Salı

Torun Aklı

Rahmetli babaanem bizi hep "Annesi kurban olsun ona" diyerek severdi.
Annemden ne istiyor diye düşünürdüm...

Sorunsal

Çiftleşme dansı sırasında dansın amacını unutan mahzun çiftler...
Düşünen hayvan olmanın problemi de bu olsa gerek.


2 Haziran 2018 Cumartesi

İmaj

Olduğun gibi görünmek için sanırım önce "olmak" kavramıyla da boğuşmalı... 
Her şey o kadar "görüntü"den ibaret ki hayretler içindeyim

31 Mayıs 2018 Perşembe

Poker

       Farkında olmadığım özelliklerimi gözlemlemiş ve bunları bana anlatan birinin olması sıcak bir his yaratıyor. Beni okumaya çalışıyor olmasından haz duyduğumu da söylemeliyim. Fakat, onunla özel olarak üç kere görüşüp bana katacağı herhangi bir şey kalmadığını, daha da kötüsü kolaylıkla her sözünde yalan söyleyebildiğini gördüm. 

   Bundan sonra istesem de "evet devam" diyemem ki... Üstelik istemiyorum... İsteyemiyorum... Belki çok hızlı tükettim onu ve onunla olabilecek her şeyi ama "görüyorum" ve "arttırmıyorum".

27 Mayıs 2018 Pazar

Kimi Zaman

Bazı sözler susup sindirmek içindir
Yanı başında anlatabilsin diye susarsın
Döksün içini... Zehrini akıtsın...
Sonra sessizce başını omzuna yaslarsın
İkinize de iyi gelir

25 Mayıs 2018 Cuma

Yek

Ne zamandır kimse benim olsun istemiyorum
Sahiplenmiyorum kimseyi
Güveniyorum
Mutlulugumu bölüşüyorum
Ve gidiyorum işte
Benim olma
Benimle ol
Keyif aldım ne yaşadıysam
Belki keyif almak için yaşadım
Asla pişman olmadım

Beni isteyen adama
"Ben kendimin olmak istiyorum" dedim
Bi ara bozuldu her sey
"Bebeğim" olması gereken biri çıktı
Sadece onun olmalı
Ona sığınmalı
Onu korumalıydı
Öyle bir histi
Fakat bu kez 
O kendinin olmak istedi
Sonra her şey kaldığı yerden devam etti

Dokuz Çeyrek

  Bu sabah neredeyse yerimden çıkmayacaktım. Yağmuru dinleyerek yeniden uyuyakalmıştım ki saatin, dersi çok da geçmediğini görünce kalktım. Dişimi fırçalarken, dün duştan sonra kurutmadığım için saçlarımın aldığı hale söyleniyordum. Yine de, yağmurdan mı yoksa alarmsız uyanmaktan mı bilmem sonsuz derecede huzurluydum.
Sabaha karşı, üzerimdeki elbiseyle uyuyakalmıştım. Dolabı açtım. Bir tişört alacak oldum, pantolonlara elim bile gitmedi. Derken yakası açık, kolları uzun bol bi bluzumu alıp askılı elbisemin üzerine giyindim. Pantolon derdi de kalmamıştı. Etek olmasına rağmen bacağımdaki tek tük çıkan tüyleri umursamayacaktım. Üstelik sütyen de giyinmiyordum!
Giymek için mor kısa çoraplarımı seçtim. Kakülü düzeltecek şekilde saçlarımı taradım, ensemden de topladım kısacık saçlarımı... Tamam.  
Bu kez rimel bile sürmeyecektim. Bordo süet ayakkabılarımı ayağıma geçirip kendimi sokağa attım. Üst üste giyinen evsizler gibiydim. Berduş halde... Ve işin gerçeği bence çok güzeldim...

22 Mayıs 2018 Salı

Sigarasını Ocaktan Yaktı

Eylül 2017
Bugün evin içinde gezindi hayaleti
Yokluğuna o kadar alışmıştım ki hayalini bile kurmaz olmuştum
İşte geldi
Onun gözünde sorun çıkartan taraf hep bendim
Belki gerçekten de öyleydi...
Her şey aynı mı diye gezinip gidecekti belli ki
"Yine kirpiklerini yakıcaksın!" dedim dinlemedi...

Sesim

Ağustos 2017
Çok uzun zamandır susuyormuşum gibi hissediyorum...
Zaman mı önemli yoksa
Susuyor olmam mı?

Ne Farkeder

Ağustos 2017
Kendi iyiliğim için düşüncelerime kulak asmıyorum...
Bir buhran içindeyim
ve işin kötüsü bunun farkında bile değilsin.
Karşımda olsan da kavgalar etsem seninle
Sevişerek barışsam...
Yine yoksun sen.
Üstelik bu kez..

20 Mayıs 2018 Pazar

Sakar

    Güne uyandığım mesaj, bir veda cümlesiydi: 

             "Sağlıcakla yaşa, sakarlık yapma" 

     Sakarlık yapma Gizem... Beni kendimden korumaya çalışmak ona mahsus bir şeydi. Ben yine ne yapar eder bir yerimi incitmeyi başarırım çünkü... Buruk ama silkinmiş hissediyorum bugün.

     Kalktım, gözlerime değecek kadar uzamış olan kaküllerimi kısalttım. Hayır, merak etmeyin makasla henüz aram iyi... :) 


Kadınlar

-Benim yüzlerce kadınım oldu çok azını reddettim aptallığımdan.
Dedi ihtiyar.
- Çok kadınınız olması mı? Reddetmeniz mi aptallıktan?
-Reddetmem tabi ki!
Kahkalarını tutamadı genç kadın.
İhtiyar ciddiyetini hiç bozmadan:
-Çok fena bir düşman ediniyorsun bir kere...

Özel

"Çünkü sen onların hayatındaki en güzel şey olarak kalacaksın hep
Daha çok kadın tanıdıkça senin nasıl özel, eşsiz olduğunu anlayacaklar
Ve hep dönecekler sana"

Dedi adam.
Teşekkür edecek oldum söyletmedi.
Sığınıp göğsüne uyumak istedim...

İstek

Yazasım var!
ucunu sonunu düşünmeden.
Hafta sonunu seninle geçiresim var,
Sen arabayı sürerken yanında oturmalıyım.
Müzikleri sen seç,
Duracak yeri ben.
Bütün bi haftasonunu yollarda,
sağda, solda geçirelim.
İlk gece pansiyonda kalalım
Sahil bulalım kendimize
İnsanların içine karışalım
Gündüzleri serin kuytularda sevişelim
Sonra artık paramız bitiyor diye arabada uyumak zorunda kalalım
"B*k vardı biralar bu kadar pahalı" diye söylenip yine mutlu olalım
sen konuşurken dudaklarına yapışıp susturmalıyım seni
gülüşünü tekrar tekrar öpmeliyim
sonra dönüş yolunda
bir dahası için anlaşalım
söz verelim
ama içten içe
bir daha olmayacağını bile bile...

Zamanla

Dostum!
Dosttuk...
Dosttum.
Dost muyduk?

Mürdüm

Bu kadın
Sevişirken konuşamaz.
Diyemez ama saklayamaz da ne hissettiğini.

Sessizleşir, ciddileşir ve gözlerini gözlerinden ayıramaz.
Gözleri de doysun ister teni kadar.
Öpülmeye ve okşanmaya dayanamaz.

Her şeyden sonra kıkırdıyorsa kulağına ne mutlu.
Neden, niçin anlatmaz.
Ama bilirsin, senin sayende.

Sen, yer yüzündeki en kıymetli şeysindir.
Senin kolunu okşamak bile sevişmeye dahildir.
Nefes sesinden tanırsın zaten.

Bu kadın
Sevişmeye doyamaz.
Diyemez ama saklayamaz da ne kadar istediğini.

Mavi

Yan yana uzanmış tavanı seyrediyorlar,
Beceriksiz sözcüklerle kurulmuş özür dileyişler aralarına girmiş uzanmış...
Kadın kollarını bağlamış.
Tavandan gözlerini ayırmadan:
-Boğazı görmek beni mutlu ediyor. 
+Neden öyle söyledin?
-Metrobüsü düşündüm işte...Denizi görmek için çalışmamı...
Adam başını çevirip kadına bakıyor.
-Mavi çok güzeldi, öyle yazdım zaten:
"Mavi, insanı ağlatacak kadar güzel..."
+Neden güzelliğin içine olumsuzluk katıyorsun?
-İkisi birlikte güzel çünkü...
Sessizlik gelip yeniden aralarına uzanıyor...

1 Mayıs 2018 Salı

Anıtkabir Ziyareti Şubat 2018

     Az önce Anıtkabir'i gezdim düşündüğüm her şeyi yazmak ihtiyacı duyuyorum. En son lise 3. Sınıfta turla gezmiştim ve o geziyle ilgili aklımda kalan tek şey, çok hızlı olduğu... Bir de tur rehberinin kendi anlatımıyla gurur duyuşu...

    Bugün takım arkadaşlarımla yürüyerek girdik. Nöbet değişimine az kaldığını bildiğimiz için bekledik. Yakınımdakilere babamın Anıtkabir'de askerlik yaptığımı anlattım. Çok küçükken yine Anıtkabir'e geldiğimizde babamız "Girilmez" yazan kapıların hangi rütbenin odası olduğunu söylerdi... Nihayet askerler, nizami geliyordu fakat acı görüntü, onları sanki gösteri yapıyormuş gibi telefonlarıyla çekenlerdi... Geri geri yürüyor, yol açamıyorlardı... Ne kadar gülünç halde olduklarını karşıdan baksanız anlarsınız... Tabi ki eğer siz de video çekmekte değilseniz. Saygıyla, nizami bir şekilde yapılan nöbet değişimi, "seyirci"nin arasından geçemeyeceği için, yol açın diye  tekrar tekrar uyarılıyordu. Ülkenin dört bir yanından gelen, belki de neden olduğunu bilmedikleri bir gururla nöbet değişen askerler... Trabzonlu asker yerini Adanalı askere bırakmıştı. 

      Müze kısmına yöneldim ilk kısmında Atatürk'ün eşyaları, ona hediye edilen ve onun hediye ettiği paha biçilmez eşyalar bulunuyordu. İttiren, sesli konuşan, yarım okuyup okuduğu eksik bilgiyi arkasındakine bağıran kalabalığa inat; dikkatle, gözlerimle içmeye çalışarak inceliyordum her şeyi ((otobüse son dönen ben olacaktım)). Hediyelerden ülkeler hakkında çıkarım yapmak güzeldi... En gösterişli, abartılı hediyeler tabi ki Arap ve Fars cumhuriyetlerinden idi. Mütevazı bir şey varsa Japonya Cumhurbaşkanından olduğunu görmek şaşırtmıyordu. Birbirlerine dostluk manasında silahlar, kılıçlar armağan eden başkanlar... Keşke gördüğüm detaylı güzellikleri, ince zevkleri yazabilmem mümkün olsaydı... Zihindeki, yazıya dönüşünce gerçekten çok küçülüyor.... Müzenin en sevdiğim kısmı bu kısımdı ve sonra tabi ki Atatürk'ün kıyafetleri! Ah dokunmayı o kadar çok istedim ki... Bir de yanında o kıyafeti üzerindeyken çekilmiş fotoğrafını görmek müthiş... Ağlamak istedim o an bu insan, her sey, katı gerçekti... Ve sonra döndüğüm bölüm bana yeniden hatırlattı: O yalnızca ince zevkli, saygın biri değil; O çok başarılı bir askerdi. Her bir cephede bizzat kendi savaşmıştı. Üstelik müzede mutlaka oralarda çekilmiş görselinin bulunması da çok hoştu. Görüyorsun, buralarda bizzat emeği ve imzası var. 


     Fakat sonra girdiğim kapı tamamen faciaydı... Yapay bir temsil odası oluşturulmuştu ve vaziyet gerçekten gülünç... Amacı sanırım sadece "çocukları korkutmak" olmalı... Bakın savaş kötü bir şey... Sen aklında düşünemezsin savaş olduğunda sesler böyle olur... Kalabalık; "hızlı yürümeye çalışanlar" yerine, "fotoğraf çekilmeye çalışanlar" olarak evrilmişti. Haritalara göz gezdirerek diğer eşiğe döndüm. Buradaki tablolara önce o dönemde mi yapılmış diye düşünerek yaklaşıp bir hayal kırıklığı daha yaşadım... Bakın o anlatılanlar "bence böyle" görünüyor demiş "biri" daha. Köşelerinde tarih imza herhangi bir şey görebilmek için inanın kıvrandım... 

      Yine de orada eşsiz bir parça vardı. Atatürk'ün bilinen ilk portresi. 1915'te  Wilhelm V. Krausz tarafından tahta parçası üzerine çizilmiş...   Tanrım sahiden tahtanın üzerine çizilmiş ve Atatürk'e hediye edilmişti. Kocaman mavi gözleri vurgulamadan edememiş Krausz diye düşünüyordum... Onu çizmek istediğinde gözlerinin gücünü yansıtmaya çalışmadan edememiş... Sonra o dönemin her bir kahramanının yine garip, yesyeni ve imzasız ve "tek tip" tablolarıyla göz göze gelerek bi eşikten daha geçtim. Her birinin omzu sahiden eşit tuval kadarmış... Ne yapay düzenle dizilmiş bakıyorlar diye düşünmüştüm. Bu eşikte karşımda bir kapı ve Atatürk'ün kaydedilmiş sesi kulaklarıma dolarak yürüyordum. Girdiğimde o döneme ait footage'lardan oluşan bir filmle karşılaştım. Atatürk'ün 10. Yıl Konuşması fon olmuştu bu görüntülere. Footage'ların her biri benim için çok kıymetliydi o dönemin, oradaki kişilerin, her şeyin ve Atatürk'ün kayda alınmış görüntüleri... Gelen insanlar benim neye baktığımı anlamaya çalışıp yürümeye devam ediyordu.  Önüne geçmiş olduğum bir temsil rölyefinin fotoğrafını çekmelerine gülümseyerek izin verip filmimi izliyordum. Arkamı dönüp devam ettiğimde o tek tip tablolarla "temsil edilen" dönemin kahramanlarının  tanıtımıyla asıl şimdi karşılaşmıştım. Tek tek biyografilerini okuyup büstlerini incelemek çok hoştu. 

      Bu koridor, her bir büst arasında odalara ayrılmış, odaların içleri ders kitabı gibi anlatıma geçmişti, o kısımlara dikkatimi çeken çok titiz bir şey yakalamadıkça girmemiştim. Fakat "Şu Çılgın Türkler" romanını yeniden okumalıyım diye içimden geçirmeme sebep oldular... Geçerken bir kısımda ilkokul çocukları hocalarıyla konuşuyordu. Saçları röfleli hocaları: "Sunumunuzu düşünüyor musunuz? Döndüğünüzde gelmeyen arkadaşlarınıza siz anlatacaksınız burada gördüklerinizi.". Gözlüklü öğrenci itiraz ediyor: "Ama örtmenim canlandırmicaz di miii?". Ben bu sırada bir sonraki büstün yanına geçiyorum. Sonraki büste giderken bir sonraki arada röfleli kadın yine aynı şeyi aynı cümlelerle söylüyor... Aklım karıştı ne zaman bu kısma geçti ki? Bir sonraki büste geçerken yine aynı sözleri söyleyen hoca, gülümsüyorum... 


   Bu yol bittikten sonra kabrin kapısının önüne geliyorum. Kapının yanında bir ekran; kapının açılışı ve kabrin görüntüsünü görüyoruz, sanırım drone  ile çekilmiş son derece robotik bir görüntü. Mezara böyle gerçeküstü yükseklikten ve hızla bakmak beni rahatsız ediyor. Niçin robotmuş gibi veya üstün tanrısal bir algıyla bakmak isteyeyim ki? Hatta kabir bu yükseklikten öyle ufak görünüyor ki adeta alay ediyor diye düşünüyorum. Kapıdaki güvenlik görevlisi bu "son teknolojik" videoyayla gurur duyuyor görünüyor diye düşünüp buruk gülümsüyorum. Dönüp Atatürk'ün naaşının buraya gelişinin anlatıldığı panoyu okuyorum. Belki hayatımda yüzlerce kez görmüş olmama rağmen panodaki fotoğraflar beni çok etkiliyor... Koridoru tamamlayınca  maketlerle karşılaşıyorum. Atatürk'ün doğduğu evin maketinin ne kadar özensiz olduğunu düşünüp yine hayal kırıklığı yaşarken yanındaki bir hediye beni susturuyor. Sanırım Makedonya Cumhurbaşkanının hediyesiydi... Ali Rıza Bey'in yaşadığı evin temel taşı... Hediye ediliş tarihini malesef şuan hatırlayamıyorum ama günümüze yakın bir tarih olduğunu söyleyebilirim ve bunun başkaları tarafından da kıymetli görülmesi, aslında "hala" kıymetli görülmesi çok dokunaklıydı. Yalnızca bir taştı ama çok özeldi... Bir sonraki maketler --

 --telefonum kapandı ve daha sonra yazmaya devam edemedim. Yazdıklarım kadarını paylaşmaya karar verdim ben de... 

    Hediyelik eşyalar kısmında, Atatürk'ün "ürün" haline gelmiş olmasına öfkemi ve utancımı sıcacıkken yazıya dökememek üzdü. Veya Atanın güzelim arabalarını sözüm ona restore amaçlı "yeni gibi" sunma gafleti hakkında... Her geçen gün bir şeylerin içi boşalıyor ve ne yapmalı bilmiyorum...

17 Nisan 2018 Salı

Kırgın

Ben her ne kadar Pulp Fiction'da Mia'ya bayılıp onunla özdeşim kursam da
Eski sevgilim seyrederken filmde Fabienne'in tıpkı benim gibi olduğunu söylemişti.
Öyle haklı ki...
Beni benden iyi görebiliyor olması şuan buruk bi tat bıraksa da 
Neyi, nasıl söylediğinle incinen ve kaynağı belirsiz sonsuz sevgisiyle kucaklayan bi Fabienne'im ben.
Ve ben bunu bu kadar net ancak görebiliyorum...
Kucaklayacak kimsesi olmayınca Fabienne'e bitek hassas olma kısmı kalıyor ama olsundu.
Sevmeyi bile severim ki ben...
Bi de sevişmeyi çok severim ama konumuz bu değil.

10 Nisan 2018 Salı

Ne Sonuç Çıkarmalı?

Küçükken misafir odasında "gümüşlük" denen dolabın arkasına saklanırdım
Annemin küstüğü İnci yengemi; özledim diye bu dolabın arkasında aramış, hiç konuşmadan sesini duyup kapatmıştım.
O gümüşlüğün arkasını ikizimle beraber kurşun kalemle karalardık
Hala Cin Aliler doludur...
Yazmayı öğrenince de aynen şöyle yazmışım
"Ben Görkem şaka şaka annem kızmasın diye öyle yazdım ben Gizem"
:)

4 Nisan 2018 Çarşamba

Nafile

Beni anlayacağını bilsem
Düzeltiyorum
Beni anlamak istediğini bilsem
Kendimi anlatır bir şeyleri çözmeye çalışırdım...

28 Mart 2018 Çarşamba

Carpe mi Diem?

Şuanı yaşamaktan korkmamalı insan
şuanın kıymetini bilmekten
mutlu olduğunu yapmaktan korkmamalı....
İlerisiymiş planlarmış o kadar yapay bir silsile ki
kendini kandırma
Yaşa
Nolursun... Nolur...
Sadece kapıl ve yaşa

Ne Güzel

Yanaklarımı öpüp öpüp tekrar öpüyor
Yanağını dudağıma yaslayıp kendini öptürüyor...
Ne güzel şey yanakların öpülmesi!

Koca Adam

Hangisi doğru bilmiyorum
Kendimde seni görmek mi, sende kendimi bulmak mı daha ürkütücü?
ya da neden ürkütücü bilmiyorum...
Çok tatlısın
O kadar ki, seni sarıp kalbimin en içine gömebilirim
Sen koca adam
seni bebeğim gibi göğsüme basıp koruyup kollayabilirim
biliyorum senin de ihtiyacın var buna
belki benden daha çok
ve sen kollarım arasından çıktığında ben senin bebeğin oluveririm
seninle gülmek istiyorum ben
korkutucu bir şekilde sana çekiliyorum...

14 Mart 2018 Çarşamba

Peki

Beni üzmekten korkuyormuş…
İşaret parmağı yanaklarımı, yüzümü okşuyordu usulca…
“İnsan insanı üzemez” dedim…
Gözlerimi gözlerine diktim
“İnsan insanı mutlu da edemez…
Biliyor musun, sen kendini mutlu edersin
Ve yine sen kendini üzersin ancak…
Ben izin veriyorum senin etkinin üzerimde büyük olmasına
Korkma… Beni sevsen yeter ki…”
Burnumun ucunu öptü
“Sen küçüksün… Bilemezsin” dedi.

25 Şubat 2018 Pazar

Dile Kolay

Anı biriktiriyoruz
Sizi bilmem ama benimkiler kum yığını gibi duruyor
Özlenen ve parlak taneleri de var
Taştan olanları da 
Bazen, ellerimi içine daldırıp dokunmak istiyorum...

4 Şubat 2018 Pazar

İz

Hayatına giren insanların, hayatından çıkabildiklerini de gördükçe büyüyormuş insan…
Annen ve babanla beraberken sanki sonsuza kadar hep birlikte olacağınızı sanıyorsun. 
Senin hayatına dokunduysa bir insan, ondan asla kopulmaz sanıyorsun…
Sonra ölümle tanışıyorsun… Mutlak kopuşla… 
Zaman doluyor hayatına. 
Artık her yeni insan meğer o kadar gitmeye hazır geliyormuş işte.

2 Şubat 2018 Cuma

S'es

Sigaramın kızıllıklarını izliyorum karanlıkta…
Katıydı bedeni
Sıcaklığını hissediyordum yanı başımda
Güçlü…
Ve sessiz..
Sigarasını yakışını seyrediyorum
Kaşları çatık..
Yan yana ve kilometrelerce uzak…
Sözcüklere dönüşse düşünceler, olduğundan daha küçük kalacaktı biliyorum
Sustuk…
Sessiz ve yan yana…
Gözyaşlarım süzülmüş ne bileyim…
Sildi…
Zarif bir duman süzülüyordu havada
“Sessizliği paylaşmak” diye düşünüyorum...
Birlikte, bambaşka yerlerde olsak da
"İyi ki buradasın" diye düşünüyorum..Sarıldık…
Ben uyudum
O gitti…
Teşekkür ederim…
Karanlık buluşmaya da böylesi yakışırdı değil mi?

Dedi Adam

    Senin yazman, huysuzluklar-fırtınalar konusunu düşünmeme neden oldu. Niçindi o huysuzluklar? Nedendi o fırtınalar?

    Sanıyorum birbirimizi daha çok, daha bol, daha doyasıya istediğimiz halde bunu elde edememekten. O güzelim sevişmelerden sonra kalkıp sokaklara çıkmak.. Beraber uyuyamadan, uyku kokusunu alamadan ayrılmak... Konuşacak, paylaşacak o kadar şey varken bunu yapamamak...

    Ve sanıyorum sevişmelerimizin öylesine hırslı, doyumsuz olmasının nedeni de aynıydı.