8 Mart 2019 Cuma

Kanatlar

İnsanların kanatları olsaydı
Kendi kanatlarıyla bir yerden bir yere gitmek onlara zor gelirdi.
Zenginler yine arabalara binerdi.
Fakirler bir gün kanatlarını kullanmak zorunda olmadığı günü düşlerdi...

Sırf zevk için uçmaya cesaret edenler...
Toplum dışına itilirler
Çark böyle dönmeye devam ederdi.

İstanbul

      İstanbul'u seviyorum. Öğrenci hayatımın her macerasını burada geçiyorum. Öğrenciden beklenmeyecek maceraları da... Çokça insanın şikayetinin aksine ben kalabalığı, insanları seviyorum. 

      Kendimi en keyifsiz hissettiğim bir günde İstiklal Caddesinde yürüdüğümü anımsıyorum. Beyoğlu sinemasında öğlen matinelerinden en yakını hangisi ise ona gitme niyetindeyim. O gün hiç kimse ile konuşmamışım. Başka Sinema'ya tek başına gitme adetini de ikinci sınıfta edindim zaten... İkinci sınıf uzun soluklu ilişkimin bittiği,  kendimi yeniden keşfettiğim zamanlarım... Her neyse keyifsiz ve yalnız hissederek yürüyorum caddeyi fakat çevresinde iletişime her zaman açık ve güler yüzlü Gizem'i durdurmaları çok geç olmuyor. Bir çift kadın gülümseyerek fotoğraflarını çekmemi rica ediyor benden. Memnuniyetle kabul ediyor ve okuduğum bölüme göz kırpan(!) bir  kaç fotoğraf çekiyorum. İnanın o dialog ve gülümseyişlerden sonra günümün mutsuz devam etmesi mümkün değildi...  Günün mutsuzluğu iletişim eksikliğiymiş meğer...

      İnsanlarla canlanan biri olarak bu şehri nasıl sevmem? Belki klişe ama Kabataş'tan Beşiktaş'a yürümeye bayılıyorum. Ve elbette vapura binmeye! Özellikle iç kısımda oturmalıyım çünkü canlı müzikleri dinlemekten keyif alıyorum. Eğer söyleyenler paylaşıyorsa İnstagram hesaplarını mutlaka kurcalıyorum. Müziğin insana eşlik edişi büyülü bir şey bence.

      2015'ten beri bu şehirde yaşıyorum. 
     İstanbul'u seviyorum. Burada özgür, burada kendim gibi hissediyorum. Belki bu aileden uzak olmakla ilişkilendirilebilir, birey olmak olabilir bilmiyorum. Ama sırf kendim için, ben istiyorum diye bir şey yapabilmekle gurur duyuyorum.
Biliyor musunuz iş çıkış saatlerinde metrobüste bile güzel şeyler oluyor! Metrobüse kendimi en sonunda zar zor  sıkıştırıyorum. Yolculuk ablama...  Etrafım kocaman montlarda dolu ve uzanacak hiçbir şey yok! Benim boyum 1.63 ve o an kendimi çocuk gibi hissediyorum... Karşımda sanıyorum kırmızı kaşkolu olan bir kız -belki benden sadece birkaç yaş büyük -elini yumruk yapıp kolunu sağlamca bana uzatıyor "Tutun bana!". Sağolsun...

     Ah bu hikaye bana başka bir otobüs yolculuğumu anımsatıyor. Vezneciler otobüsüne biniyorum. Akbilimde para yokmuş ve sırt çantam, çapraz çantasında ağır bilgisayarım ellerimde poşetler... Ayaklı vestiyerden halliceyim. Bir genç benim yerime akbile basıyor ve paramı almamakta direniyor. Teşekkürler ederek bir koltuğa oturuyorum. Bir iki durak sonra bir kadın çocuğuyla biniyor ve o da akbile basamıyor. Onun yerine de bir başkası akbile basarak ısrarlara rağmen parayı geri almıyor... Demek ki diyorum içimden bu otobüsün yolcusu bir başka! Bir dede geliyor yanı başıma. Mavi ceketli, havalı da. Yer vermek için eşyalarımı toplamaya başlıyorum "Buyrun". Adam bana bakıyor " Yok ben hemen ineceğim" diyor gülümseyerek. Ve ben dedenin karizmatik ve daha da havalı olduğunu düşünüyorum... Arkalara doğru yürüyor ve yolculuk sürmeye devam ediyor. En az yarım saat-kırk dakika kadar sonra otobüsten inen birine gözüm ilişiyor. Mavi ceketli benim dede... Başımdan kaynar sular akıyor diyebilirim... Benim için, eşyalarım için beni kaldırmamış yerimden... Ve o karizmatik bulduğum dedenin topalladığını fark ediyorum, kıyafetinin sandığım kadar janti olmadığına şahit oluyorum. Zihnim bir an için, onu ayakta bırakabilmem için beni kandırmış... Beni eşya yüklerimden koruyan kahraman dede! 39Y hattının yeri başkadır artık gözümde.

     Ne diyordum? Evet İstanbul'u seviyorum. Ve bu sevgim her gün olmayan tatlı süprizlerden dolayı değil elbette. Gerek okulumun merkezi konumu gerek ablamların bu şehirde yaşaması hayatımı zorlaştıracak faktörleri ortadan kaldırıyor. Öğrencilik bir yana ablamların İstanbul'da yaşaması benim için lüksün kapısını aralıyor, başka yönleriyle de İstanbul'u tatmamı sağlıyor. Onlarla birlikte Cihangir'de bir meyhanede ya da Yunan tavernasında eğlenebiliyorum. Bunlar öğrenci olarak altından kalkamayacağım şeyler iken bir aile olarak çok keyifli bir aktiviteye dönüşüyor. 
Beylerbeyinde Türk Kahvesi içtiğim de oldu, sinema filmi setinde Zekeriyaköy Ormanda sabahladığım da... Halkalı'da evim var, bu sene Bostancı'da yaşıyorum mesela... 

     İstanbul'u tadıyorum...
     Bu tadı seviyorum...