Sıkıldıkça dedik ya siteye işte o
pekte öyle olmuyormuş. Her sıkıldığında insanın söyleyecek sözü yokmuş. Ama 140
karaktere sığabildiğimi fark ettikçe olaya müdahale etmem gerekiyordu. Ben ki
geveze bir insanım ((fark etmişsinizdir))140 la yetinir olmuşum. Fikrim,
günlük hayattaki cümlem bile o kadarcık olmuş duruma anında el koydum.
İnternette herkes yazar olmuş zaten. Benim
neyim eksik ? Yazar derken isim olandan bahsetmiyorum geniş zaman olanı hani. Sahi “Dizüstü Edebiyat” olayının ne kadarının
iyi ne kadarının kötü olduğu düşündürüyor insanı. Bir yandan gencin ve belki
yeteneklinin önü açıldı. Yayıncı istemiyor diye basılmayan kitaplar hayat buldu
sayesinde. Bir yandan da edebiyat, edebiyat olmaktan çıktı. Alelade internette
yazarken sorun yok ama eğer edebiyat denilecekse o basitlikten sıyrılmalı. Ben
yalnız Pucca’yı okudum aralarından -fikir edinmek için çok az kabul ediyorum-.
Kitap sonsuz derecede akıcı ve komikti. Ama o kadar işte. Belki geri kafalı
olduğumu düşüneceksiniz ama ben kabul edemiyorum argonun bu kadar kolay “edebiyat”
olabilmesini.
İnternetse ayrı dava! Marifet olmuş cümleyi “amk”
diye bitirmek hatta insanlara kusurlarını bir bir söylemek. Her şeye sınırsız
ulaşabildiğin interneti biz şişmana taytın ne kadar yakışmadığını anlatmak için
kullanır olmuşuz. Erkekler kızların ne sıklıkla kuaföre gitmesi gerektiğini
söyler olmuş. Ünlüler ise sanki insanoğlu değil de alay edilmek için oynatılan
kuklalarmış internette.
Fikrini söylemekle hakaret etmek
arasındaki çizgi ince bile değilken nasıl karıştırıyoruz hayret. Bir “biz”
olayı var birde sevmedikleri bir özellik varsa “bizden değildir!” Diye anında
dışladıkları kimseler var. Kim oldukları hala bilinmiyor o “biz”lerin. “Fikir özgürlüğünü” pek önemser halkımız
ama Youtube da videoyu beğenmedi diye sövmek onun fikir özgürlüğüne saygısızlık
olamaz tabii. Atarlandım iyi mi? Öhö öhö tamam sakinim.
Diyeceğim o ki bir "sürü psikolojisi"dir
gidiyor, insanların nasıl olması gerektiğine başka insanlar karar veriyor.
Kendiniz olun arkadaşlar. Çok sevilen Beatles’ı ben sevmiyorum diye kimse beni suçlayamaz. Şu “herkes”
denilen o şeyin sevdiği şeyden de uzak durun. Popülerlik kapitalist dünyanın
oyunları filan demeyeceğim tabi. Ama popüler olanı sevmenin hastalıklı bir
durum olduğuna inanıyorum. Fark ettim ki her yazımın sonunda masallardaki gibi
ders çıkarmaya ya da okuyucuya tavsiye vermeye merakım varmış benim. Bir dakika
okuyucum mu varmış benim? Haha ne bileyim
böyle işte. Hı birde bu seferlik gündüz oldu yazım. Tekrar görüşmek üzere…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder