Derin derin nefes alarak sıranın kendisine
gelmesini bekliyordu. Ağzının içinde sürekli “Tanrım beni utandırma”
fısıltısıyla seyirciyi tekrar yokladı. Şimdiye kadar nabzı düşürmemişlerdi, bu
iyi. Çünkü seyirci bir kez kaybedildi mi oyuncu en iyi şekilde de yapsa da artık
geri dönüşü yoktu. Açılış ise en önemlisi; seyirci ya uyumaya karar verecekti
ya da seyretmeye. İşte burada görev oyuncudaydı. Sonrasındaysa görev döngüsü karşılıklı
işliyordu. Seyirciyi yaşatan oyuncuyken oyuncuyu yaşatanda seyirci
oluveriyordu. Ve onun ekibi iyi gidiyordu. Bunun bir takım işi olduğunu asla
unutmamalıydı.
Kendi sahnesi geldiğindeyse hepten
tavlayacaktı seyirciyi, biliyordu. “Nerden biliyorsun?” sorusuna verilen tek ve
ötesi olmayan net cevabı “İnanıyorum.” olmuştu. Işıklar söndü ve sahnede
konumunu aldı çoktan rolü üzerine giyinmişti. Kendini ise az önce perdenin
arkasında bırakmıştı.
Işıklar yandığında her şey istediği gibiydi.
Ona bakan yüzlerce göz mü? Spotlar onları karanlık bir hayalete dönüştürse de
ordaydılar evet. Ama artık işin o kısmıyla ilgilenmiyordu. Zaman; işin, emeğin
tadını çıkarma zamanıydı. Elinden gelenin en iyisini yapıyorsa sorun yok. Hele
o sahne sonu değil; repliğinin sonunda kopan alkış yok mu işte onun kadar kimse
şımartamazdı onu. Beğenilmenin, takdir görmenin hazzını bir kez tattın mı geri
dönüşü yoktu zaten. Yüzlerce kez prova edilmesine rağmen sahnede şaşırmış
mıydı? Elbette. Ama seyirci bunu bilmiyordu onlara ne verirse onu almaya hazır,
yaptıklarını hayranlıkla takip etmeye hazır gelmişlerdi zaten. En azından o
böyle inanıyordu. Sahnesi bitti ve
beklediğinden yoğun alkışla perdenin arkasındaki konumuna geri döndü.
Tekrar kendiydi ve performansından ötürü
ekipten tebrikleri toplayıp kostümdeki değişiklikleri tamamladı. Sıradaki
sahneye de hazırdı en baştaki huzursuzluktan eser kalmamıştı artık. Kendini en
şımarık en iyi hissettiği evine dönmek için sabırsızlanıyordu…
***
Evet sahne ateşi böyle bir şey ve
ben neler hissettiğimi tekrar yazmaya kalksam bu sefer bambaşka şeyler çıkar
ortaya. Çünkü hiçbir zaman aynı duygunun tekrarı gibi olmuyor. Sahne tozunu bir
kez yuttun mu vazgeçemezsin derler ya kesinlikle doğru. Birkaç hafta sonra
gösterim var beklerim :P Oyuncuyum sanmayın sakın sakın. Üçüncü oyunum daha bu
benim ne çabuk şımardın diyebilirsiniz :) Sanki çok okuyucum varmış gibi hemen
sizli bizli oldum bende. Bu biraz her partinin iktidar olacağına emin verdiği vaatler
gibi. Tamam kötü benzetme ama “teşbihte hata olmaz” diye durumu kurtarmak için
bir atasözümüzde var hali hazırda.
Ne diyorduk? Tiyatro! Sahnede olmak müthiş ama
seyirci koltuğunu yabana atmayalım. Mesela sinemada yayılabilir, telefon
kurcalayabilir ((ki illet olurum)) ya da filmden apayrı işlerle meşgul olabilirsin
işte. Ama tiyatroda hesap biraz farklı. Bir kere tamamen kendini temsil etmek
zorundasın. Oyunun karşısında çıplaksın. Aranızda kameralar kilometreler ya da
en basitinden perde dahi yok. Oyuncu gözünün önünde olduğu için oyuna da oyuncuya
da saygını belli etmelisin. İşte o yüzden tiyatro izleyicisi hep ayrıdır benim
gözümde.
Ve tiyatro denilince yalnız
Shakespeare’den ibaret olmadığını ama onun yabana atılamayacağını hatırlatmak
isterim. Sanırım lafı fazla uzattım. Yine bekleriz iyi geceler…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder