22 Nisan 2013 Pazartesi

Sahne


    Derin derin nefes alarak sıranın kendisine gelmesini bekliyordu. Ağzının içinde sürekli “Tanrım beni utandırma” fısıltısıyla seyirciyi tekrar yokladı. Şimdiye kadar nabzı düşürmemişlerdi, bu iyi. Çünkü seyirci bir kez kaybedildi mi oyuncu en iyi şekilde de yapsa da artık geri dönüşü yoktu. Açılış ise en önemlisi; seyirci ya uyumaya karar verecekti ya da seyretmeye. İşte burada görev oyuncudaydı. Sonrasındaysa görev döngüsü karşılıklı işliyordu. Seyirciyi yaşatan oyuncuyken oyuncuyu yaşatanda seyirci oluveriyordu. Ve onun ekibi iyi gidiyordu. Bunun bir takım işi olduğunu asla unutmamalıydı.

     Kendi sahnesi geldiğindeyse hepten tavlayacaktı seyirciyi, biliyordu. “Nerden biliyorsun?” sorusuna verilen tek ve ötesi olmayan net cevabı “İnanıyorum.” olmuştu. Işıklar söndü ve sahnede konumunu aldı çoktan rolü üzerine giyinmişti. Kendini ise az önce perdenin arkasında bırakmıştı.

   Işıklar yandığında her şey istediği gibiydi. Ona bakan yüzlerce göz mü? Spotlar onları karanlık bir hayalete dönüştürse de ordaydılar evet. Ama artık işin o kısmıyla ilgilenmiyordu. Zaman; işin, emeğin tadını çıkarma zamanıydı. Elinden gelenin en iyisini yapıyorsa sorun yok. Hele o sahne sonu değil; repliğinin sonunda kopan alkış yok mu işte onun kadar kimse şımartamazdı onu. Beğenilmenin, takdir görmenin hazzını bir kez tattın mı geri dönüşü yoktu zaten. Yüzlerce kez prova edilmesine rağmen sahnede şaşırmış mıydı? Elbette. Ama seyirci bunu bilmiyordu onlara ne verirse onu almaya hazır, yaptıklarını hayranlıkla takip etmeye hazır gelmişlerdi zaten. En azından o böyle inanıyordu.  Sahnesi bitti ve beklediğinden yoğun alkışla perdenin arkasındaki konumuna geri döndü.

   Tekrar kendiydi ve performansından ötürü ekipten tebrikleri toplayıp kostümdeki değişiklikleri tamamladı. Sıradaki sahneye de hazırdı en baştaki huzursuzluktan eser kalmamıştı artık. Kendini en şımarık en iyi hissettiği evine dönmek için sabırsızlanıyordu…

***

      Evet sahne ateşi böyle bir şey ve ben neler hissettiğimi tekrar yazmaya kalksam bu sefer bambaşka şeyler çıkar ortaya. Çünkü hiçbir zaman aynı duygunun tekrarı gibi olmuyor. Sahne tozunu bir kez yuttun mu vazgeçemezsin derler ya kesinlikle doğru. Birkaç hafta sonra gösterim var beklerim :P Oyuncuyum sanmayın sakın sakın. Üçüncü oyunum daha bu benim ne çabuk şımardın diyebilirsiniz :) Sanki çok okuyucum varmış gibi hemen sizli bizli oldum bende. Bu biraz her partinin iktidar olacağına emin verdiği vaatler gibi. Tamam kötü benzetme ama “teşbihte hata olmaz” diye durumu kurtarmak için bir atasözümüzde var hali hazırda.

      Ne diyorduk? Tiyatro! Sahnede olmak müthiş ama seyirci koltuğunu yabana atmayalım. Mesela sinemada yayılabilir, telefon kurcalayabilir ((ki illet olurum)) ya da filmden apayrı işlerle meşgul olabilirsin işte. Ama tiyatroda hesap biraz farklı. Bir kere tamamen kendini temsil etmek zorundasın. Oyunun karşısında çıplaksın. Aranızda kameralar kilometreler ya da en basitinden perde dahi yok. Oyuncu gözünün önünde olduğu için oyuna da oyuncuya da saygını belli etmelisin. İşte o yüzden tiyatro izleyicisi hep ayrıdır benim gözümde.

   Ve tiyatro denilince yalnız Shakespeare’den ibaret olmadığını ama onun yabana atılamayacağını hatırlatmak isterim. Sanırım lafı fazla uzattım. Yine bekleriz iyi geceler…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder