Beni ben yapan pek çok kahramanım
var. Kah romanlarda kah filmlerde kah tam da hayatın içinde. Düşünceleri,
duruşları hatta bazen gömleğinin ütüsü bile hayran bırakır beni kendilerine.
Her neyse dedim ya kalabalık biraz
liste. Geçmiş yazılarda bahsi geçen Prof Keating’ten sonra McMurphy geliyor
benim için.
Guguk Kuşu romanını okudun mu
bilmiyorum ama kesinlikle tavsiye ediyorum ya da dur cümle içinde
kullanılmasından nefret ettiğim bir şey söyleyeyim: Az sonra zaten “Spoiler
yiyeceksin”. Filmi de var evet ama herhangi bir kitabın film uyarlamasına
tahammül edebilmek için kitabı henüz okumamış olmak gerekiyor. Aksi halde
hayali hüsrana uğruyorsun ((Haha bunu ben uydurmuş olabilirim)). Roman bir “Akıl
hastanesinde” geçiyor olmasına rağmen kendinden soyut bir dünya olarak görmene hiç
gerek yok. Akıl hastanesini dünyanın ta kendisi olarak gördüğünde aslında bütün taşlar yerine oturuyor. Ve
McMuphy sürü olmayı reddeden aykırı kişilik olarak karşımızda beliriyor. “Sistemin”
demeyi tercih ediyorum ama “toplumun” diyelim belirlenmiş çizgilerinden
taşanları nasıl ehlileştirdiği ya da yapamazsa yok edişini çıplaklığıyla
anlatıyor romanımız. Ha bir de filminde Jack Nicholson’ın henüz genç ve çok çekici
olduğunun altını çizmeden de geçemeyeceğim.
Kahramanlarım hep böyle düzen karşıtı
kimseler değil elbette. Ama şunu söyleyebilirim ki insanları aşırı derecede
sevip yalnız iki türüne farklı bakıyorum: DOLU ve BOŞ. Bu baya bir ön yargı gibi
geliyor kulağa farkındayım ama her insan “tartıya konmuyor” zaten. Neyse daha
fazla saçmalamadan noktalayalım o zaman. Hem yarın sabah 10’da girip akşam
kaçta çıkacağım belli olmayan bir tiyatro provam var ((Şikayetçi değilim, ukala
mı oldu sanki? )). Uyumalıyım, ama merak ediyorum kahramanın kim sorusuna nasıl tek
cevap verebiliyorlar? Senin
kahramanın kimLER?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder