1 Temmuz 2013 Pazartesi

Hayali

        İsterdim yeteneğim olsun; fırçayı hiçbir şey düşünmeden tuvale dokundurduğumda ellerim ona şekil versin. Renkleri  fırçamla birbirine bulaştırıp oluşturduğum yeni tonlarla bilinçaltımdan fışkıran her figür tuvalde can bulsun. Anlam değil duygu içeren tablolarım bir, iki, üç derken desteler oluştursun. Ellerime bulaşan renkleri her boya yapışımda giyindiğim kot tuluma sileyim. Hep yıkansın o tulum ama hiçbir zaman temizlenmesin boyalar. Evimin tavan arası atölyem olsun. Benim dudaklarımdan tek bir kelime çıkmazken ellerim, boy boy fırçalarım anlatsın her şeyi. Ve şovalyem sırdaşım olsun. Gün gelsin sergilemekte lazım tabi ben duygularım diyeyim sen tabloların dizilsinler görücüye çıkmış genç kız gibi körpecik.

         Ah ne güzel olurdu. Ama o bulutlardan hemen kendimi aşağı bırakayım: Yaz-kış bacasından duman tüten evleri çizen kişi, evet benim. Yetenekte yetmez ki gönlünce çizebilmek için. Vakit denilen kavram ele geçirmiş her şeyi. Neyi ne zaman yaşaman gerektiğine senden önce çoktan karar verilmiş. Yalnızca arada kalan boşluklarda fırsatın var “yaşamaya”. Vaktin ki kendisi nakitin  de olur ömrün boyunca tıkır tıkır işler. Okul zamanı ekin vaktidir ilerideki satütünü ellerinle belirlersin. Mesleğin hasat vaktidir işte o zaman elindekiyle yetinirsin. Diyeceğim bu devirde kimsecikler öyle sırf zevk için saatlerce resim yapmaya adayamaz kendini. Çok zengin adam bile hatta o zengin adamın boş gezen karısı bile. Yapsa dahi amacı farklı meselelere dönüşmüş olur, sanat sessizce ağlar.

     Hayattaki her şeyden vazgeçebilip statü, para, güç, lüks, yani “yeni dünya” nın sunduğu her şeyden vazgeçebilip hayatı en uçta yaşayan kimseler… Nadir de olsa var ya hani onlar doğru manasında uç ve marjinaller. İşte onlar, sunulmuş yüzü boyalı, ambalajı süslü insansılar yerine gerçek hayran olunacak kimseler. Tası tarağı bırakıp haydi hippi olalım demiyorum tabi ki, demem de zaten. Ama bazen kendimle çeliştiğim oluyor. Ben de o meşhur statü için çırpınıyorum, mecburum. İsminin önündeki kısaltma her harf karakterin mühim olmaksızın sana değer katıyor. Ama kim istemez ki beş parasız karavanıyla dünyayı dolaşmayı. Ya da dur karavanda pahalı zaten In to Wild filmini seyrettin mi? (( Alexander Supertramp da kahramanlarımdan biridir.)) Onun gibi Magic Bus’ımızı sonradan buluruz olamaz mı?

    Haha bu gece baya hayalperest oldum ben. Peki susuyorum. Çokta geçe kaldım, paslanmışım. Yine de sevgili bunu okuyan sen bunu günün hangi saatin de okursan oku ben sana iyi bir gece dileyeceğim. Yine gel olur mu? İyi geceler…
   



Dipnot: Into The Wild da arşivliktir ve ben filmi seyretmeden önce bütün soundtrack’ları ezberlemiştim. (( Eddie Vedder yanii :D )) Onun en büyük yanlışı yalnız oluşuydu yalnızlıkta benim için sık sevilesi değildir zaten.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder